8 Haziran 2022 Çarşamba

Kur'an'da Tanrı'nın Zatı: Ben ve O Munfasıl Zamirleri

1.1. Kur’an-ı Kerim’de ‘Ben’ ve ‘Biz’ Munfasıl Zamirlerinin Kullanımı


Kur’an’da, Allah çoğunlukla zatından söz ederken “نحن” munfasıl zamirini kullanmaktadır. Yaygın kanaat bu zamirin kullanılmasına ilişkin olarak, kulları benlik  hissinden vazgeçirmek olduğuna işaret etmektedir. "Hiç şüphe yok ki, Kur'ân'ı biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız." (Hicr Suresi, 15/9), "Biz insanı en güzel biçimde yarattık." (Tin Suresi, 95/4) gibi ayet-i kerimelerde “biz” zamirinin kullanımı nazar-ı dikkate sunulmuştur. Fakat Kur’an’da yalnızca “biz” zamiri değil, “ben” zamiri de geçmektedir. "Bana dua edin, icabet edeyim." (Mü'minûn, 23/60), "Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım." Gibi ayetlerde “ben” zamiri kullanılmaktadır. 

Örneklerden hareketle, Allah’ın, kullarını benlik davasından alıkoymak üzere “biz” zamirini tercih etmesi söz konusu değildir. Yine çeşitli yorumcuların “biz” zamirinin kullanılmasına ilişkin açıklamalarında, “biz” zamirinin umumiyetle arada bir vasıtanın olduğu durumlarda kullanıldığına dikkat çekilmektedir. Sözgelimi vahyin Cebrail vasıtasıyla iletilmesi mevzuu ile iliştirilmektedir.  “Hiçbir şey O’na denk ve benzer değildir”(İhlâs,112/4), “O’nun benzeri olan hiçbir şey yoktur.”(Şûra ,42/11) ayetleri bağlamında Allah’ı evvela tenzih ile mükellef olduğumuz açıkça belirtilmektedir. Yani Allah’ın ‘vasıta’ olarak, vahyin iletilmesine Cebrail’in memur kılınması, Allah’ın zatından bahsederken “biz” zamirini kullanmasına açıklık getirmemektedir. Bilakis, Allah, zatından bahsederken “biz” zamirini kullanarak kendi azametini göstermek istemektedir. Bu iddiamızın temellendirmelerini ilerleyen bölümlerde yapacağız. 


1.2. Arap Bilinci ve Allah Kelimesinin Kavram Alanı 


“Kur’ani dünya görüşünün teşekkülünde belirleyici rol oynayan anahtar terimlerin hiçbiri (buna Tanrı’nın hakiki adı olan Allah da dahildir), hiçbir surette yeni icat edilmiş değildir. Bunların neredeyse hepsi, İslam-öncesi zamanlarda şu veya bu şekilde kullanılıyorlardı: Kur’an bu kelimeleri kullanmaya başladığı zaman, Mekkeli putperestlerin çok tuhaf, alışılmadık ve bu yüzden de kabul edilemez gördükleri şey, bizatihi tekil kelimeler ve kavramlar değil, bunların genel bağlamı yani sistemin bütünü idi.” (1)

Izutsu’nun dikkat çektiği yer son derece önemlidir, Kur’an’ın her şeyden önce dilsel bir metin olduğu ve içeriğinin de belirli bir kültürün kavrayış düzeyine göre peyderpey indirildiğine işaret etmektedir. Bir kelimenin herhangi bir metinde kullanılıyor olması, o kelimenin kullanıldığı coğrafyanın, ilgili kelimeye dair bir kavramının olduğunu göstermektedir. Zira herhangi bir şeyin dilde var olması ancak kavramda var olmaması mümkün değildir.

“Biz onlara -yani diğer tanrılara- sadece, bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye yapıyoruz.” (Zümer:3/4)

Yukarıdaki ayetten de anlaşıldığı üzere, Arabistan’da “Allah” kelimesi ilk kez karşılaşılan bir kelime değildir. Aksine mevcut bir panteonun en üst konumunda “Allah” durmaktadır. 


1.3. Kur’an’da Allah’ın Mucizeleri ve Kur’an’daki Tarih, Biyoloji, Jeoloji, Astronomi Gibi Bilimsel Konuların Anlamı 


Öncelikle bu bahiste Kur’an’da mevcut olan çeşitli mucizelerden örnekler aktaralım.


 “Biz göğü büyük bir kudretle bina ettik. Ve şüphesiz biz onu genişleticiyiz.” (Zariyat, 51/47), “Bilmez misin ki, gerçekten göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Sizin Allah'tan başka veliniz ve yardımcınız yoktur.” (Bakara, 107), “Göklerin, yerin ve bunlarda bulunan her şeyin mülkiyeti ve hâkimiyeti Allah’ındır. O’nun her şeye gücü yeter.” ( Maide,127), “O kâfirler, göklerin ve yerin bitişik olduğunu, bizim onları birbirinden ayırdığımızı ve her canlıyı sudan yarattığımızı görmediler mi? İman etmezler mi?” (21/Enbiyâ 30). Gibi ayetler Allah’ın gökyüzünün ve yeryüzünün ve insanların yaratıcısı olduğuna işaret etmektedir ve tüm mülkün maliki olduğunu buyurmaktadır. 


“Melik: «–Getirin O’nu bana! O’nu kendime husûsî bir müsteşâr edineyim.» dedi. Onunla konuşunca da: «–Sen bundan böyle, nezdimizde yüksek bir makam sâhibi ve tam îtimâd edilen bir müsteşârsın.» dedi.” (Yûsuf, 54), “And olsun ki Allah size birçok yerlerde, ve çokluğunuzun sizi böbürlendirdiği fakat bir faydası da olmadığı, yeryüzünün geniş olmasına rağmen size dar gelip de bozularak arkanıza döndüğünüz Huneyn gününde yardım etmişti.”( Tevbe, 25). Gibi ayetler, geçmişte yaşamış insanlar hakkında, yahut Kur’an’ın nazil olduğu Arap toplumunun kendisi hakkında çeşitli bilgiler vermektedir. 


“İnsanı da bir parça kan pıhtısından var etti.” (Alak,2), “Allah, her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üstünde sürünür, kimi iki ayağı üstünde yürür, kimi dört ayağı üstünde yürür... Allah dilediğini yaratır; şüphesiz Allah her şeye kadirdir.” (Nur,45). 


1.4. Kur’an’ın Dili ve Allah’ın Kudreti 


Yukarıda da görüldüğü üzere Kur’an’da, Tarih, Biyoloji, Astronomi ve Jeoloji gibi bilim-alanlarının konularına ilişkin çeşitli açıklamalar bulunmaktadır. İddiamız şudur ki Kur’an’a bağlı kalarak herhangi bir peygambere dair yaşam-öyküsü oluşturmak neredeyse imkansızdır. Kur’an’da çeşitli tarihi hadiselerden, insanın ve doğanın yaratılışından da bahsedilmektedir. Ancak tarihi içerikler barındırması Kur’an’ı bir tarih kitabı, doğadan bahsetmesi Kur’an’ı bir fizik kitabı, gökten bahsetmesi de Kur’an’ı bir astronomi kitabı yapmamaktadır. 


Şimdi başından beri çevresinde dolandığımız, çeşitli ayetlerle de temellendirdiğimiz konuyu ele almaya çalışacağız. Arabistan’da bir tür panteonun olduğu ve Allah’ın da bu panteonun tepesinde durduğu örneklerle de sabittir. Kur’an’da Allah’ın kendi zatından bahsederken “biz” zamirini kullanması, doğadan ve tarihten söz etmesinin yegane sebebi Kur’an’ın Allah’ın varlığına ilişkin değil kudretine ilişkin bir kutsal metin olmasından kaynaklanmaktadır. Kur’an’ın nazil olmasıyla birlikte Arap bilincinde oturmuş olan teolojik dünya neredeyse tamamen dağıtılmıştır ve Allah yegane olduğunu ilan etmiştir. 


Kur’an evvela bir sözlü kültür ürünüdür. İsmiyle de müsemmadır. Yazıya aktarıldığından sonra “mushaf” adını almıştır. Her şeyden önce Kur’an belirli dönemde, belirli bir topluma, belirli bir dil aracılığı ile indirilmiştir. Daha da önemlisi Kur’an’ın dili, belirli bir dönem içerisinde kullanılan bir dildir. Yani Kur’an’da geçen kelimelerin tamamı zaten Arap bilincinde mevcuttur. Aksini düşünmek mümkün değildir. Dilsel bir metin olması, içerisinde çeşitli söz sanatlarını içermesini de beraberinde getirmiştir. Kur’an’ın içerisinde telmih, kinaye, istiare, teşbih gibi söz sanatları sıklıkla kullanılmaktadır. İlm-i belagatın pek çok sırrını haiz bir metindir. 

Çünkü muhatabını harekete geçirmeyi amaçlamaktadır. Kur’an’da Allah’ın varlığına ilişkin bir delil göstermek mümkün değildir zaten böyle bir iddiası da yoktur. Kur’an’da Allah yalnızca azametini yani Zat-ı Kibriya’sını dile getirmektedir. Birtakım yorumcuların yukarıda zikrettiğimiz ayetler ışığında Kur’an’ı bir bilim kitabı yahut rakiplerine (farklı din grupları) Allah’ın varlığına ilişkin bir delil gibi pazarlaması metni tahrif etmekte ve amacından uzaklaştırmaktadır. Kur’an bir ulum-u akliye metni olmaktan tabiatı gereği uzaktır. 


İlm-i mantık açısından Allah’ın var olup olmaması bir tür soru ya da sorun teşkil etmemektedir. Zira, “Allah vardır.” kaziyesinin doğruluk değerini saptamak mümkün değildir. “Allah Vardır.” Kaziyesinin doğruluk değeri, teoride değil pratikte kendisini göstermektedir. Yani, “Allah Vardır.” Önermesinin değer kazanmasını, Allah’ın var olduğuna ilişkin yaşamımız belirlemektedir.



Dipçe: Ayet-i Kerime’lerin meallerinde çoğunlukla Elmalılı Hamdi Yazır ve Abdülbaki Gölpınarlı esas alınmıştır.


Kaynakça:

Hicr Suresi, 15/9

Tin Suresi, 95/4

Mü'minûn, 23/60

İhlâs,112/4

Şûra ,42/11

1-(Izutsu, Allah ve Kur’an, 2019: s.35,36)

Zümer:3/4

Zariyat, 51/47

Bakara, 107

Maide,127

Enbiyâ, 30

Yûsuf, 54

Tevbe, 25

Alak, 2

Nur, 45


Attachment.png

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Hapı Yutanlar: Prozium

  ‘Rüyalarımı serdim ayaklarının altına, usulca bas, zira bastığın rüyalarımdır’           William Butler Yeats   İnsanlar ikiye ayrıl...