26 Mart 2022 Cumartesi

Sfenks’e Karşı

 Sfenks şehre yaklaşanlara soru sorardı.  Sfenks beni işgal etti, yalnız ve biçare beni. Kaç kez öldüğümü elinden hatırlamam. Sorularla değil, cevaplarla tüketiyor kendini insanoğlu. 


Where are the questions? 


Çağdaş insan hazır-cevap. Ona cevaplar öğretilir evvela. Sonra Sfenks. Sonra ölüm. Sonra ve sonra…dibine ışık vermeyen muma lanet olsun. İçimde koca bir şehrin soruları var. Cevapsızım. Arkada kalanım. Cevapsız ve yalnız. Ne kananım ne kandırılan. Ne Mefisto’yum ne de Faust. 


Hayvanlar çiftleşir, insanlar birleşir diyor Meriç. Ben hep dışarıdayım. Gemide de değilim, kuyuda da değilim. Hakikat dışında bir yâr bellemedim. Hakikatın hatırını kişinin hatırının önüne getirdiğim için nasipsizim. 


İsa bana ikram etmedi etinden ve kanından.

Bir kuytu köşede soframı kuracak Yunus yok. Hoş, fevkalede iştihasızım. 


Deha diyor Goethe: ereğine uygun olarak geçmişin ve şimdinin tüm birikimini başarıyla kullanabilmektir, hülasa. Geçmişin tüm dehaları ereğime amade. Yalnız, yalnızlığımın bir ereği yok. Yok hiçbir kadim söz kendime derman kılacağım. Sfenks’le boğuşuyorum. Babam bir usta değildi, kanatlarım tez yandı. 


“Başlangıçta söz vardı.” Diyor Yuhanna. Hayır. Önce sorular vardı. İnsan bu yüzden eyleme geçti, bu yüzden anlam tayin etti varlığa. Tanrı soru sorsun diye Homer’i yarattı, Homer’de onu. Ve Sokrat dağıttı yaratılan ne varsa. Sokrat’ın kılıcı sorularıydı. 

Sfenks sorularına cevap veremeyen yabancıları öldürürdü. Sokrat’tan daha medeniydi belkide. Sokrat cevapsız kaldığında ruhlarını yakardı halkın. 


Kendimin cehennemindeyim. Kafamın içinde. 

21 Mart 2022 Pazartesi

illa

 muhakkak hakikat,

illa hakk, illa hakikat.


kendi başına, başlı başına bir künh. duracak yeri yok, vakitsiz. 


öylesiz ve çırçıplak,

amasız, fakatsız, nadandan beride. küskün bir yar, ne çok ne çok nasipsiz. bir adı var belki gelin ve fakat güveysiz tek gelin. 


belki önemsiz, belki uzamsız, hesapsız ve kitapsız. pahasız sonra…incilerinizi domuzların önüne sürmeyin diyordu İsa. domuz tekinsiz hayvan. şüphe yok ki hakikatın incilerini pis ayaklar altında ezdirmemeyi öğütlüyor, nadanı işaret ediyor matta. 


insan aceleci.

dokunmak, sinesine bastırmak ve koklamak için sabırsız. ehl-i irfan için tüm bunlar hazzın sınırı içindeydi, onlar hazdan bîzardı. hakkı yalnız seyreylemeye taliplerdi. 


 illa hakikat dememiz boşa. 

hangimiz onunla ne yapacağını biliyor?


hakikatin havarisini de bulmak güç. herkes hakkı kendinde görüyor ve herkes İsa olmak muradı taşıyor. gafil insan. hakkın havarisinin derisini yüzmekten başka ne iş görüyor?


bir hakikat var olsaydı onu çoktan bulurduk diyor Russel. ne demeli? hakikat yoksa da biz tayin etmeliyiz mi demeli, yoksa hakikatın bir nazlı yar olmasından mı bahsetmeli, ürkekliğinden mi yoksa her gözü kendisine kondurmama hünerinden mi..?


muhakkak hakikat,

illa hak, illa hakikat. 


yalancı ışıklarla çevrelenmiş çağın insanı. hakikatın ışığı hiçbir ışığa benzemez, gaflet ışıklarını kapatmadan göremezsin onu. ışıkları ve sesleri. iki muradı olamaz hakikat aşığının. iki muradı olan hiçbir şeyi birliğe getiremez. o yari yalnız isteyeceksin, kimsesiz, mahcup, çünkü o talibinden yalınlık ister, mütekebbir bu yüzden basiretsiz, bu yüzden lanetli, bu yüzden aşağılık. 


hakkla temaşa etmek, hakkla olmak, hakktan olmak kolay mı? 

tüm tokatları, sövgüleri ve taşları üzerine çekmek pahasına ben hakkım demek kolay mı? ya hiçbirisine aldırmayıp, dosttan gelen gülden dolayı ağlamak..? 


urefadan bir muhteremin deyişiyle bitirelim, erzurumlu İbrahim Hakkı dedi:


mansur ene’l-hakk söyledi haktır sözü hakkı söyledi 

nadan mukayyed anladı, amma mutlak söyledi.

Hapı Yutanlar: Prozium

  ‘Rüyalarımı serdim ayaklarının altına, usulca bas, zira bastığın rüyalarımdır’           William Butler Yeats   İnsanlar ikiye ayrıl...