Çıkmak fiili Türkçe’de iki şekilde kullanılır: Dışarıya çıkmak ve yukarıya çıkmak. Bir yerden çıkmak demek çıkılacak yeri de nazar-ı itibara almaktır. Yola çıkan varsa kuvve-i nutkiyye gösterir ki çıkılan bir yer de kati surette var olmalıdır. Bir yer olmalıdır ve fakat o yer terk edilmelidir. Terk eden herkes aynı surette terk de edilmiştir. Tıpkı seyredenin kemal-i edasıyla seyrettiğinde seyredildiğini de seyrettiği gibi.
Peki ya evden çıkmak?
İnsan ne olur da evden çıkar? Aramak için. Ama neyi, ama niçin, ama nasıl aramak? Ve hatta aranan ne? Böyle bir soruya zahiren rızık denilebilir ancak bu bahs-i diğer.
Arayan herkes bulunmak istediği için arar. Bulunmak ister, kaybolmuştur. Çünkü insan evinde de kaybolur. Öyle ki evin dekoru değişirse o hala senin evin midir? Ev diyorum gelenekte Beytullah. Allah’ın evi. Ona inananların misafirgahı. Ben’imiz yani, kendi’miz, kendi’mize dair olanımız. Ne tuhaf? İnsan kendi’ni hep kendi’nden uzaklaşarak arar. Kendi’ni hep öteki’nde bulur, öteki’nde arar. Öteki’nden kendine dair hesap sorar. Ve en nihayetinde bulduğu yine kendinde bulduğu kendi’dir.
Herkes kendine sunulan ile arar diyor Bab-Aziz. Çöllerde, taşrada ve hatta şehirde. Dışarıda yani. Ben’e ait olmayanın içinde beni bana ait olanla ararız. Rabbül aleminden geçmeden Rabbül Hassa nasıl geçeriz? Rabbül alemin diyorum, yani domuzun da rabbi olan Rabden, ilmi dairesinin dışında hiçbir kuvvenin olmadığı Rabden. Ya Rabbül Hass, işte o bize sunulan armağandır. O armağan ki kiminde cemali ile, kiminde rahmeti ile, kiminde gadri ile, kiminde ilmi ile tecelli olmuştur. Ben’im yalnız aşkım var. Kıyl ü kal ile uğraşmaya ise ne sabrım ne de dermanım var.
Çölü süpüren bir meczup gördüm. Yari için. En onulmaz yaralarını açan yari için. Yarasına dermanı da hiç’liğine fermanı da elinde tutan yari için, çölü süpüren bir meczup. Yarinin cazibesine kapılıp cezbeye gelen bir meczup. “Ruhunla süpür, yüce aşkının kapısını, o zaman olursun onun aşığı” deyu çölü süpüren bir meczup. Aşıklar ve deliler iyi iz sürerler. Öp öz kardeştirler çünkü. Yola aşkla çıkarlar, aşkı ararlar ve buldukları aşktır. Maşuk’u da Aşık’ı Aşk’ı da kendinde olan aşktır son tahlilde bulduğu.
-aşk ve yalnız aşk, o ne güzel yol, ne güzel yoldaş ve ne güzel varış.-
Raviyan-ı Ahbar’dan 3 kelebek rivayet edilir, kelebeklerden birisi ateşe bakmış ben aşkı gördüm demiş, bir diğeri kanadının ucunu ateşe değdirmiş ben ateşi bilirim demiş. Ve son kelebek kendini teslim etmiş ateşe. Yalnız yanmış, yalnız susmuş. Ateşe ateş atılmıştır çünkü artık. O vakitte bir sükut başlar. Tekellüm biter. Artık arayan, bulunandır çünkü. Kendi mabedini yine kendinde bulmuştur. Meskun mahali. Yar ile olunca, aranan bulununca ona dair kelam etmek, yari dile getirmek değil dile düşürmektir. Yar ile olunca artık ağyar ortadan kalkar. Ağyar yoksa tekellüm niye?
Hacı Bektaş-ı Veli ile Pir-i Sultan Mevlana Celaleddin’in arasında geçen rivayeti aktarayım bu bahiste. Rivayet olunur ki Hacı Bektaş, Mevlana’ya sorar “ hakikati buldun mu? Bulmadıysan neden aramıyorsun? Bulduysan neden bağırıyorsun?”, Pir’den cevap gelir “ hakikati buldun mu? Bulamadıysan neden aramıyorsun, bulduysan da neden bağırmıyorsun?”
Öyle ya, bulunan kimini söyletir, kimini susturur. Kimi bulduğuyla övünür, kimi bulduğunun mahcubiyetinden hicap duyar da susar. Mecalsiz kalır o ilk bakışta. Sözgelimi hakikat bu. Cilveleşir mahbubu ile. Gizler kendini hem de ayan beyan gizler. Bazen ağaç dallarının ardında, bazen kelimelerinin ardında, bazen kendinde kendini gizler.
“eskiler aramaz iz sürerdi.
biz muttasıl arıyoruz yeni insanlar.
arıyoruz alemin iç yüzünden zihnimize
yansıyan bir tasarımla gerçeği. “
Ve işte evden çıkıyoruz. Kendi Kabe’mizden. Kendimizi kendimize rağmen arıyoruz. Kendimizi bulmak için kendimizden geçiyoruz. Bize sunulan ile yine bizi arıyoruz.